Yeniden Başlayan Eskiyapar Kazısı ve Buluntuları Üzerine Genel Bir Değerlendirme

 

Tunç Sipahi

Son yıllarda Hitit dünyasına ait yeni keşifler yapılmakta, yeni Hitit merkezleri günışığına çıkarılmaktadır. Hitit arkeolojisi bu yeni katkılarıyla zenginleşmekte ve her yeni keşifle bilinmeyenlerden bir tane daha eksilmektedir. Hitit’in iç çekirdek bölgesi olarak tanımladığımız Boğazköy ve Alaca Höyük çevresinde bir üçüncü merkez olan Eskiyapar’da gerçekleştirilen kısmi arkeolojik kazılar değerli sonuçlar sağlamıştı. Özellikle bu bölgedeki Eski Tunç Çağı (ETÇ)’nın kültürel zenginliğine Alaca Höyük kral mezarları buluntularından sonra önemli bir katkıda bulunmuştu: Eskiyapar’da bulunan ETÇ’na ait iki grup hazine döneminin kültürel zenginliğini yansıtmıştır. Hitit Çağı’nda ise ortaya çıkarılan zengin kült eşyası ile özgün Eski Hitit ve Orta Hitit Dönemlerine ait buluntular MÖ 3. binden süregelen kültürel devamlılığın önemli göstergesi olmuştur. Eskiyapar’ın sözkonusu bölgedeki coğrafi ve arkeolojik konumu, geçmiş dönemlerdeki buluntularının önemi, bölgedeki stratigrafik ve kronolojik arayışlar 2010 yılı kazılarına başlama nedenlerinin önde gelenleridir. Gerekli girişimlerden sonra Eskiyapar kazılarına Bakanlar Kurulu’nun 30.06.2010 gün ve 2010/683 sayılı sayılı kararı ile 2010 yılı Ağustos ayında yeniden başlanmıştır.

Eskiyapar Höyük, Sungurlu Alaca yolu üzerinde Alaca-Hüseyinabad Ovası’nda, Alaca’nın 5 km batısında, kara yolunun güneyindedir. Çevresindeki üç önemli merkeze hâkim bir yerde geçiş noktasındadır: Boğazköy’e 20.7 km, Alaca Höyük’e 10.5 km ve Ortaköy’e 42 km uzaklıktadır. Ortasında bir derenin aktığı bereketli ova, günümüzdeki yerleşimler için yine uygun koşullara sahiptir. Buradaki yol doğuya Alaca İlçesi’nden Tokat’a doğru devam eder; çevresinde tümülüsler yer almaktadır. Devam eden bu yol vasıtasıyla Ortaköy Tokat İl sınırları içindeki Maşat Höyük’e ulaşılır. Eskiyapar Höyük görüntüsü ile bölgedeki büyük ölçekli höyüklerin genel özelliklerini taşımaktadır. Höyüğün en yüksek noktasının kot değeri 960 m olup yoldan yüksekliği ise 12 m’dir. Doğu-batı yönünde 280 m kuzey-güney yönünde ise 320 m ölçülerini günümüzde korumaktadır. Höyük, tarlalarla çevrelenmiş olup bu tarlalarda tarımsal faaliyetler sürdürülmektedir. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de bölgedeki tarımsal faaliyetler önemlidir. Eskiyapar çevresinin düzlük arazide yer alması nedeniyle ulaşım kolaylığı ve toprağın bereketi, köylerin yaşam seviyesini yüksek tutmuştur.

Höyük konumu itibariyle uzunca bir süreden beri bilinmektedir. 19. yy’ın ilk yarısında Eskiyapar’dan bahsedenlerden biri W.J. Hamilton’dur. O yıllarda Alaca üzerinden Eskiyapar yönüne hareket eden Hamilton, höyüğü görmüş ve önemine değinmiştir. H.H. von der Osten, Eskiyapar’dan bahseder ve onu “Altıyapan” olarak tanımlar. J.G.C. Anderson, 1903 yılındaki çalışmasında Eskiyapar’ı konu almıştır: Eskiyapar’ın batısındaki Kıcılı Köyü’nü geçip Alaca’ya doğru yola devam ederken Eskiyapar’a uğradığını 1903’de yazmıştır. Köyden önce iki mil taşının daha önce alındığını anlatır; Eskiyapar’ı antik Karissa olarak lokalize etmek ister. J. Garstang 1926’ daki yayınında bu çevreden bahsetmiştir. Höyük üzerindeki ilk fiziki uygulama 1945 yılında Alaca Höyük kazısı ekip üyesi E. Akurgal tarafından yapılmıştır. Akurgal, Eskiyapar’da bir sondaj gerçekleştirmiş, bu vesile ile Eskiyapar’ın, Pazarlı ve Alaca Höyük’te temsil edilen medeniyetlere sahip olduğunu vurgulamıştır. Aynı yıl Ankara Müzesi Müdürü R. Temizer başkanlığındaki Kalınkaya kazı heyeti Eskiyapar’da incelemelerde bulunmuştur. İncelemeler sırasında MÖ 3. binyıla ait bir kale duvarı kalıntısı ile Roma ve Bizans Dönemlerine ait yazılı taş eserler görülmüştür. 1968 yılında ise Eskiyapar’dan boğa kabartmalı bir vazo Eskiyapar sakinleri tarafından Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne teslim edilmiştir. Ayrıca bu yıllarda Eskiyapar’dan çok sayıda tam kaplar ve diğer eserler ortaya çıkmaya başlamış, höyük odak noktası olmuştur. Höyüğün üstünün köy evleri ile kaplı olması köylülerin her zaman arkeolojik eserlerle karşılaşmasına neden olabiliyordu. Höyük üzerinde inşaat uygulaması sırasında açılan temeller, yol, bahçe gibi düzenlemeler hem üst tabakaları tahrip ediyor hem de eserlerin ortaya çıkmasına neden oluyordu (Res. 1). Bunun üzerine Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi tarafından isabetli bir kararla 1968 yılında Eskiyapar’da ilk arkeolojik kazılar başlatılmıştır. Kazılar devam ederken, öncelikle höyüğün doğu ve kuzeydoğusundaki evler kısmen kamulaştırılmış, Eskiyapar kazı ve araştırma evi inşa edilmeye başlamıştır. Müze tarafından yürütülen kazılar 1982 yılına kadar devam etmiş, aynı yıl kazılara ara verilmiştir. M. Mellink, 1968’de R. Temizer’in Eskiyapar’da kazılara başlayacağını bildirmektedir: Mellink 1969 yılından itibaren Eskiyapar kazılarını AJA dergisinde “Archaeology in Asia Minor” başlığı içinde vermiştir, kazıların ikinci yılında 1969’da 100×75 m’lik bir alandaki Roma, Galat ve Frig kalıntılarının temizlenerek, 1970’deki derin kazılar için ortam oluşturulduğunu yazmıştır. 1983-1984 yıllarında daha önce Alaca Höyük’te olduğu gibi höyükteki köy evleri kaldırılarak höyük yüzeyi boşaltılmış, evler bugünkü yerlerine taşınmıştır.

Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi tarafından gerçekleştirilen ve 15 yıl süren ilk dönem kazılarında önemli eserler bulunmuştur. Bunların içinde altın ve gümüş eserlerin yer aldığı A ve B olarak nitelenen iki ayrı Eski Tunç hazinesi ayrı bir yere sahiptir. T. Özgüç ve R. Temizer tarafından hazineler ETÇ’nın en son safhasına tarihlenmektedir. Bu hazine Eskiyapar’ın Hatti Çağı’ndaki önemini ve Ege’den Mezopotamya’ya uzanan kültürel ilişkilerini ortaya koymaktadır. Kazılar sırasında Eski Hitit tabakaları da ortaya çıkarılmıştır. Eski Hitit yapı katına ait kabartmalı vazo parçaları, dönemin diğer eserleri ile birlikte bulunmuşlardır. Kazılar sırasında höyüğün stratigrafisi büyük ölçüde belirlenmiş Bizans, Roma, Hellenistik yapılarının altında güçlü bir Demir Çağı tabakasının tüm höyüğü kapladığı tespit edilmiş, onun altında Hitit kültür katının İmparatorluk, Orta ve Eski Dönemlerinin alt safhaları ile temsil edildiği belirlenmiştir. Daha altta ise ETÇ kültür katının çok tabaka ile yer aldığı kazı sonuçlarından anlaşılmaktadır. ETÇ’nın orta ve geç safhalarında çalışılmıştır Ancak 1962’de W. Orthmann, yaptığı genel bir değerlendirme içinde höyükte bulunan bir meyvelik ayağına dayanarak, Eskiyapar’da Kalkolitik kültür katının da olabileceğini vurgulamıştır. Devam eden kazılarımızda ana toprağa kadar inilerek bu konuya açıklık getirilmesi planlanmaktadır. 1999 yılında T. Özgüç, Eskiyapar’da yapılan çalışma ve buluntular ışığında Hitit Dönemi için iyi korunmuş beş mimari tabakanın varlığını bildirmiştir: Bunlardan V. tabaka iki alt safhası ile Hitit İmparatorluğu’na; VI. tabaka üç alt mimari tabakası ile Eski Hitit Dönemi’ne aittir.

Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nin kazıları, höyük üzerindeki günümüz yaşam alanlarının varlığı nedeniyle kısıtlı boş alanlarda yürütülmüş, kamulaştırılan evlerin boşluklarında ancak genişlemeler yapılabilmiştir. Höyük eteklerinin bazı noktalarında da küçük sondajlar açılmıştır. Eskiyapar Höyük’ten çeşitli bilimsel çalışmalarda başlıca Hitit merkezleri arasında sık sık bahsedilmekte, buluntuları bilimsel çalışmalara vesile olmaktadır. T. Özgüç’ün 1988’de vurguladığı gibi Eski Hitit, Orta Hitit ve Hitit İmparatorluk evrelerinde büyük bir şehir olarak varlığını sürdüren Eskiyapar’ın tamamı üzerindeki köy evleri nedeniyle kazılamamıştır. Çorum Müzesi de 1989-1991 ve 1992 yıllarında Eskiyapar’da bir arkeolojik kazı gerçekleştirmiştir. Kazılarda, Boğazköy ve Alacahöyük’teki Hitit İmparatorluk Çağı’nın Eskiyapar’daki paralelliğini tespit etmek, burada tablet olup olmadığını öğrenmek ve Alacahöyük’ün zengin ETÇ’nın durumunu öğrenmek amaçlanmıştır. Çorum Müzesi’nin kazıları için höyüğün kuzey yamacı seçilmiş ve 10×10 m’lik bir yerde kazıya başlanmıştır. A açması olarak nitelenen bu alanın tercih edilme sebeplerinin höyüğün burada dik bir yamaç oluşturması ve erozyon nedeniyle mimari ve küçük eserlerin ortaya çıkması gösterilmiştir. Kazılar sırasında Frig kültür katı ve Hitit kültür katı tabakalarında çalışılmıştır. Çorum Müzesi’nin kazılarında kolcuklu bronz Hitit baltası ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca iğne ve kanatlı ok ucu gibi eserlerin yanı sıra fritten yapılmış Mısır kökenli bir Horus gözü tasviri bulunmuştur (benzeri Alişar’da mevcuttur). Bu eser, Eskiyapar’ın Yakındoğu içi kültürel ilişkilerindeki bir başka önemini vurgulamaktadır. Çorum Müzesi’nin gerçekleştirdiği son kazı Eskiyapar’ın önemini korumasına destek olmuştur.

Eskiyapar’ın Alaca Höyük’ten sonra Hitit başkentine yakın bir ikinci büyük merkez olması ve burada sürdürülen kazılarda önemli eserlerin bulunması her zaman dikkat çekmiştir. Ayrıca güçlü bir ETÇ kültür katının üzerinde, çok tabakalı bir Hitit kültür katının varlığı, bölgenin kronolojisi ve stratigrafisi için değerlidir. Bu nedenlerle Çorum ve Çankırı İl sınırları içinde yürüttüğümüz yüzey araştırmalarının yönünü 2008 yılından itibaren Eskiyapar çevresinde yoğunlaştırdık. Eskiyapar çevresinde 2007-2008 yıllarında sürdürdüğümüz yüzey araştırmalarında, bölgenin coğrafi konumuna bağlı olarak MÖ 3, 2 ve 1. bine tarihlenen yerleşmelerin arttığı belirlenmiştir. Her üç dönemde de Eskiyapar, merkezi bir konumda bulunma özelliğini taşımaktadır. Eskiyapar’ın yer aldığı ovanın hemen güneyinde yer alan yükseltilerin ardındaki Yatankavak Köyü çevresindeki vadilerde, MÖ 3. ve 2. binyıl yerleşimleri bir hat üzerinde yer almakta ve bu küçük vadiler Hüseyinabad Ovası’na bağlanmaktadır. Güneydeki söz konusu yükseltilerin devamında yaklaşık güneydoğuda Eskiyapar’ın 255 derece güneybatısında 8,3 km uzaklıktaki Külah Köyü ve çevresinde güçlü bir Frig yerleşimi tespit edilmiştir. Eskiyapar’ın kuzeyindeki yükseltilerin güneybatı kesimindeki Evci Köyü çevresinde ise küçük boyutlu Geç Roma ve Bizans yerleşimleri yer almaktadır. Eskiyapar Höyük’ün 9.4 km (293 derece) kuzeybatısında, Alaca Höyük yolu üzerindeki Tahirabad Köyü’nün altındaki höyükte Hitit tabakaları mevcuttur. Burası Eskiyapar’dan sonra bölgedeki diğer bir Hitit merkezidir.

Eskiyapar’dan Alaca İlçesi yönüne karayolu ile gidilirken Eskiyapar’a yaklaşık 2 km uzaklıkta, yolun sol tarafında MÖ 1. bin ve Ortaçağ’a tarihlenebilecek küçük boyutlu yerleşimler devam etmektedir; 2009, 2010 ve 2011 yılı yüzey araştırmalarımızda bu hat takip edilmiş yeni merkezlerin tespiti yapılmıştır. Uzun bir geçmişi olan doğu-batı yönündeki doğal yolun merkezi konumundaki Eskiyapar’ın her dönemde ekonomik ilişkiler açısından da önem taşıdığı anlaşılmaktadır. Bu etkenler Eskiyapar’da yeni dönem kazılarının başlamasını sağlamıştır. Ayrıca höyükteki evlerin taşınması bir kazı evi yapılması ile sağlanan uygun koşulların yeni çalışmalara sağlayacağı destek göz ardı edilmemiştir. Eskiyapar yeni dönem kazılarının başlamasından önce; höyüğün çöp çukurları ile kaplı olduğu, yüzeyi kaplayan molozlar yüzünden kazının zor olduğu gibi yorumlarla karşılaşılmıştır. Gerçekten de halen höyüğün yüzeyi köy evlerinin molozları ile kaplıdır. Hellenistik ve Frig Dönemlerinde çöp çukurları alt tabakalara kadar inebilmektedir (bazı noktalarda). Ancak höyüğün kapladığı alanın 70 dönüm olduğu düşünülürse ulaşılacak hedeflerin çok olduğu ve sağlam stratigrafi verebilecek kesimlerin az olmayacağı anlaşılabilir.

2010 kazısında öncelikle arazinin kapsamlı bir etüdü gerçekleştirilmiş, önceki kazılara ait çok sayıda plan ele alınarak genel bir değerlendirme yapılmıştır. Yılların emeğine sahip, parçalı planların tümünün bir araya getirilmesi ve tümünün bir bütün içinde değerlendirilmesinin sağlanabilmesi amacıyla günümüz teknolojisinin de yardımıyla Eskiyapar’ın ayrıntılı bir topografik planı çıkarılmıştır. Eski plan kare sisteminin de yardımıyla eskisinden bağımsız yeni bir plan kare sistemi oluşturularak höyükteki kazı yapılacak alanlar belirlenmiş, devam edecek kazılar için tek ve kalıcı bir plan kare sisteminin oluşturulması amaçlanmıştır. Bu çalışmalar 2012 yılında da devam edecektir.

Eskiyapar’ın ekibimizce başlatılan yeni dönem kazı projesinin, gelecekte yeni kuşak kazı ekipleri tarafından devam edebileceği düşüncesine dayanarak, sonraki kazı ekiplerinin çalışmaları için uzun soluklu kalıcı bir alt yapı oluşturulması planlanmaktadır. Höyüğün üzerinde ve eski planlar üzerinde yapılan incelemelerimiz ve arazi değerlendirmelerimiz sonucunda Çorum Müzesi’nin 1992’deki kazı alanı, 2010 yılındaki başlangıç noktamızı oluşturmuştur. Bu kesimde Hitit tabakaları yoğunlaşmaktadır. En önemlisi ise bu kesimden kaldırılan köy evlerinden sonra uygun bir kazı alanı oluşmuştur. Ayrıca burada çöp çukurları çok derine inememiştir.

Höyüğün kuzeybatısında Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi kazıları sırasında tespit edilen TEÇ ve Eski Hitit tabakalarının bu kesime doğru yükselerek devam ettiği anlaşılmaktadır. Bu değerlendirmeler sonucunda yeni planımızın XXXI-XXII, 26,27 plan karelerinde yüzey temizliğine başlanmıştır. Öncelikle eski kazı açmasının ve çevresinin temizlenmesi, geçen zamanın etkisi ile oluşan döküntülerin kaldırılması amaçlanmıştır.

Temizlik ve düzenleme ağırlıklı olarak başladığımız 2010 yılı kazımızda, Demir Çağı’na ait bir yapı kalıntısı yerinde korunarak kuzey yönünde 10×10 m ölçülerinde iki açma, basamaklama yöntemiyle oluşturuldu. Çorum Müzesi tarafından inilen seviyenin altına doğru gidilerek kazıya devam edilmiş, ilerleyen günlerde oluşan iki ana açmanın içinde mimari seviyelere bağlı olarak, kuzey yönünde alt basamaklar oluşturulmuştur. Bu açmalar bir araya getirilerek daha önce müze kazılarında bu noktaya verilen “A Açması” ismi korunmuştur. A açması doğu-batı yönünde iki taraftan 2.5 m olmak üzere toplam 5 m genişletilmiştir. Çorum Müzesi’nin eski açması genişletilerek, mimari devamlılığın takip edilmesi amaçlanmıştır. Temizlik çalışmasını takiben devam eden kazılar sırasında Hitit, Frig ve Roma seramikleri moloz içine yayılmış olarak karışık bir durumda çıkmaya başlamıştır. Basamakların tamamında 2010 yılında toplam altı mimari seviyenin tespiti yapılmış olup tarla seviyesine yakın bir derinlikte son Hitit mimari tabakası ortaya çıkarılmıştır. Tespit edilen Hitit kültür katındaki mimari tabakaların Eski Hitit, Orta Hitit ağırlıklı olduğu anlaşılmaktadır. 2011 yılı sonuçları ile bu sıralama teyit edilmiştir. En üstteki Orta Hitit tabakası yoğun tahribat görmüştür. Bunlardan daha üst seviyedeki Demir Çağı yapıları ve köy evleri tarafından tahrip edilmiştir. Ayrıca en üst seviyede bir Roma mezarı kalıntısı ve Hellenistik Dönem döşeme ve temel izleri mevcuttur. Kesitlerden çöp çukurlarının Hitit’in üst tabakalarına kadar kısmen indiği belirlenmiştir. Bu sıralama ve tespitler höyüğün kuzey kesimi için geçerlidir. Gelecek dönemlerde güney, doğu ve batı kesimlerde gerçekleştirilecek sondajlarlar neticesinde tüm höyük için kalıcı tek bir stratigrafi tesis edilecektir.

Müze kazısında bahsedilen Geç Frig ve Erken Hellenistik Dönemlere ait plan vermeyen duvar kalıntılarının molozları temizlendiğinde Hitit tabakalarının üst kesimlerinin kısmen bozulduğu ve Hitit arkeolojik eserlerinin harmanladığı görüldü. Bu seviyenin altında insitu Hitit seramikleri tespit edildi. Bunların çoğunluğu parçalanmış ve ezik durumda olmakla beraber, sağlam durumda olanları da bulundu. Bu seviye çevresinde diğer merkezlerin Eski Hitit tabakalarından tanıdığımız uzun boyunlu bir matara,yuvarlak ağızlı uzun boyunlu testi, çanaklar, geniş ağızlı vazolar, bir damga mühür ve bir alt seviyede kabartmalı bir vazo parçası bulundu. 3. ve 4. seviyenin seramikleri ve diğer eserleri karışık olarak gelmektedir. 3, 4 ve 5. seviyelere Eski Hitit’e aittir. Kabartmalı kap parçası, tabakanın tahribi sırasında parçalanan bir vazoya ait olmalıdır. İnandık, Bitik ve büyük Hüseyindede vazoları ile aynı gruba girmektedir. 2010 kazımızda kuzey kesimi 3. seviyede insitu bulunmasıyla önem taşımaktadır. Kabartmalı vazo parçasına boğa maskesi takmış bir Hititli figür tasvir edilmiştir. Bu seviyede bulunan bu figür, boğa ritonları, boğa başı biçiminde vazolara ait aplike parçalar boğa kültünün önemine dikkat etmektedir. Bu seviyenin önemi bir üstteki Orta Hitit seviyesinde devam etmektedir.

2011 yılında bu noktadan batıya doğru gerçekleştirilecek genişlemelerde de, kabartmalı vazonun diğer parçaları aranmıştır. 3. seviyedeki Eski Hitit tabakasının altında kalan 2. seviye kuvvetli bir yangın görmüş durumda olup bu seviyenin bir taban parçası insitu çanak kırıkları ile korunmuştur. Taban üstünde MÖ 2. binyıl başına tarihlenen seramik parçaları insitu bulunmuştur. Bunun da altındaki 1. seviyede ETÇ tabakalarına ulaşıldığı ortaya çıkmaya başlayan çanak çömleklerden anlaşılmıştır. 1. seviyede Çorum Resuloğlu Hatti mezarlığının üst safhasında, Boyalı Hüyük’te ayrıca yüzey araştırmalarımızda bulunan ETÇ III’ün sonuna tarihlenen geçiş seramiği görülmektedir. Ayrıca Eski Hitit’in tüm seviyelerinden Hitit ağırşakları, yumuşakça kabukları, bir biley taşı ve kemik saplar bulunmuştur. 2010 yılında A açmasındaki çalışmalarımız tamamlanırken, höyüğün en yüksek noktasının çevresinde kaldırılan köy evlerinin altındaki durumu belirleme için 5×5 m’lik bir sondaj çukuru açıldı (B sondajı). Burada yaklaşık 1 m inildiğinde karışık durumda Galat, Frig ve yoğun Hitit seramikleri çıkmaya başladı. 50. cm’den itibaren başlayan tahrip olmuş bir duvar kalıntısının temel seviyesinde, insitu bir Hitit vazosu tespit edildi. Taşınan köy evlerinin altında ve höyüğün en yüksek kesimi çevresindeki bu açma, Hitit kültür tabakasının kuzeyden bu kesime doğru yükseldiğini göstermektedir.

Kazı ile birlikte devam eden yüzey araştırmalarımız Eskiyapar, Alaca Höyük ve Boğazköy üçgeninde gerçekleştirilmiştir. Özellikle Eskiyapar’dan Boğazköy’e giden yollar aranmış bu yönde iki yol önem kazanmıştır. Bunlardan Eskiyapar, Perçem, Suludere, Yüksekyayla ve Boğazköy yolu en uygun rotayı oluşturmaktadır. Günümüzde de kullanılan bu yol Hitit dünyasına ve düşüncesine uygun bir şekilde vadilerden kayalık alanlardan geçmektedir. Bu yol üzerinde, yolu izleyen, ETÇ ve Hitit Çağı’na tarihlenen yerleşimlerin tespiti yapılmıştır. Hitit Çağı’nda önem taşıyan kült gezileri merkezler arasında ki en kısa yolları değil, kutsal sayılan yöreleri, su kaynaklarını ve kutsal yükseltileri izlemiş ve yol biraz uzatılmış olmalıdır. Devam eden kazılarda en kuzey genişlemede ETÇ kültür katına ulaşılmış ve ETÇ mimari içinde dönemin insitu çanak çömleğine ulaşılmıştır. Daha aşağıdan beklediğimiz Kalkolitik tabakaya zemin suyunun yükselmiş olması nedeniyle 2011’de ulaşılamamıştır. Çok kesitli olarak devam ettiğimiz basamaklı açmalarımızın 2. seviyesinde Orta Hitit çanak çömlekleri yoğunlaşmıştır. Bu seviyede aynı safhaya ait taş döşemeli bir yapının duvarları belirlenmiştir.

Bu yapının molozu içinde bulunan bir Hitit tablet parçası 2011 yılı kazımızın ve daha önceki Eskiyapar kazılarının verdiği ilk filolojik belge olmuştur. Çivi yazılı tablet söz konusu yapıya ait olmalıdır. Yazım karakteri de Orta Hitit Dönemi’ne aittir. Tablette geçen Arinna ve Tahurpa kent isimleri bu kentlerden çok uzak olmadığımız vurgulamaktadır. Eskiyapar’ın lokalizasyonu için bilim insanları tarafından Arinna, Ziplanda, Tawiniya ve Tahurpa isimleri önerilmiştir. Ancak Eskiyapar’ın Hatti ve Hitit çağındaki ismi; devam eden kazılarda bulunacak yeni yazılı belgeler ve bunlara bağlantılı arkeolojik buluntuların ışığında sağlıklı ve kesin bir şekilde yapılabilecektir. Ayrıca bir pişmiş toprak kap parçasının ağız kenarında hiyeroglif işaretlerin yer aldığı damga mühür baskısı mevcuttur. İlk incelemelerde bir şahıs ismi baskıda belirlenmiştir.

2011’de ortaya çıkmaya başlayan Orta Hitit binasına ait olan bir başka ilgi çeken buluntu; kabzası ve gövdesi ile tek parça yapıya sahip bir bronz Hitit hançeridir. Sağlam ancak kısmen korozyonludur. Hançer üzerinde çalışmalar devam etmektedir. Bir alt seviyede (seviye 3) insitu bulunan bir Eski Hitit ritonu, dizleri üzerine çökmüş yarım gövde boğa biçimindedir. Dönemin BIBRU’ları için güzel bir örneği oluşturmaktadır. Eski Hitit ve Orta Hitit Dönemleri çanak çömleği, boğa başı biçiminde seramik aplikeleri, boğa ritonu parçaları, damga mühür ve baskıları, kemik objeler 2011 yılının eserlerini teşkil etmektedir.

2011 yılında 2. seviyede ortaya çıkmaya başlayan taş döşemeli yapı büyük bir kompleksin parçası olabilir. T. Özgüç ve R. Temizer höyüğün doğu ve güneydoğu kesiminde mevcut olabilecek bir idari ve dini yapıdan bahsetmişlerdir; M. Popko’da bu yapıyı dikkate alır. 2010 ve 2011 yılı kazılarımız höyüğün doğu kesimine doğru genişleyerek devam etmiştir. 2012 yılında doğuya ve güneydoğuya doğru büyük bir kazı alanı açılmak suretiyle devam edecektir. Ayrıca 2010 yılında KD sektöründe (kuzey kesim) başlanan ve 2011’de toplam 7 seviyeye ulaşan basamaklamaya  devam edilerek kalıcı bir stratigrafik sıralama oluşturulması öncelikle amaçlanmaktadır. Bu basamaklama belirli seviyelerde doğu batı yönlerinde genişletilerek, geniş kazı alanları oluşturulacaktır. 2. seviyedeki Orta Hitit yapısının ortaya çıkarılması bu uygulama içinde gerçekleşecektir.

1968’yılında başlayan verilen bir aradan sonra 1992’de Çorum Müzesi tarafından tamamlanan ve 18 yıl sonra tekrar başlanan bir arkeolojik kazı sürecinin 2010 ve 2011 yılı sonuçları burada irdelenmiştir. Höyüğün büyüklüğü, kültürel zenginliği ve kazı geçmişi dikkate alındığında iki yılın sonuçları Eskiyapar’a yeni katkılar sağlamıştır. En önemli sonuçlar, höyüğün kuzey kesiminde Hitit kültür katının, kuzey kesimlere doğru yükseldiği ve kazı gerçekleştirdiğimiz alanda düşük kottaki tarla yüzeyinde doğru kesintisiz bir tabakalaşma olduğu ve tarla yüzeyinin altında da yaygın bir ETÇ kültür katına (daha önce Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi tarafından kazılan doğu etekteki tabakanın devamı olarak) ulaşılabileceğinin belirlenmiş olmasıdır. Boğazköy ve Alaca Hüyük’le iç çekirdek bölgede bir üçgen oluşturan bir bölgede yer alan Eskiyapar’da sürdürülecek sistemli kazılar, çevredeki Eski Tunç ve Hitit Çağı kronolojilerine ve lokalizasyon arayışlarına destek verecektir. Bölgede MÖ 3. binden MÖ 2. binyıla geçiş kesintisizdir ve önemlidir. Ayrıca Hitit’in kültürel kökenleriyle, bu kültürün Orta Anadolu kökenli gelişim süreci, belirgin olarak izlenebilmektedir. Bu görüşler ve arayışlar doğrultusunda devam eden yeni dönem Eskiyapar Kazıları’nda bulunacak filolojik ve arkeolojik veriler, MÖ 3. ve MÖ 2. bin Orta Anadolu kültürlerine ve geçiş süreçlerine katkı sağlayamaya devam edecektir.

 

Seçilmiş Kaynakça

J.G.C Anderson, J.G.C. 1903

A Journey of Exploration in Pontus, Studia Pontica I, Bruxelles.

Bayburtluoğlu, İ. 1979

“Eskiyapar, Frig Çağı”, VIII. Türk Tarih Kongresi Bildirileri, Ankara: 293-305.

Bilgi, Ö. 1982

MÖ II. Binyılında Anadolu’da Bulunmuş Olan Matara Biçimli Kaplar, İstanbul.

Burney, A. 2004

Historical Dictionary of the Hittites, Oxford.

Ediz, İ. 1994

“Çorum Müzesi Müdürlüğü 1992 Yılı Eskiyapar Kazısı”, IV. Kurtarma Kazıları Toplantısı, (Marmaris                                                                                                  26-29 Nisan 1993), Ankara: 109-113.

Mellink, M. 1968

“Archaeology in Asia Minor”, AJA 72: 125-147.

Orthmann, W. 1962

“Beobachtungen an dem Hüyük in Eskiyapar”, Istanbuler Mitteilungen 12: 1-10.

Özgüç, T. 1982

Maşat Höyük II, Boğazköy’ün Kuzeydoğusunda Bir Hitit Merkezi, Ankara.

1988

İnandıktepe, Eski Hitit Çağında Önemli Bir Kült Merkezi, Ankara.

1999

“Vases Used For Ritual Puposes From Eskiyapar”, BMEEJ XI: 1-22.

Özgüç, T. – R. Temizer 1993

“Eskiyapar Treasure”, (ed. M. J. Mellink et al.), Nimet Özgüç’e Armağan, Aspects of Art and                                                                                                                  Iconography: Anatolia And Neighbors, Studies in Honor Of Nimet Özgüç, Ankara: 613-628.

Popko, M. 1995

Religions of Asia Minor, Warsaw.

2000

“Zippalanda and Ankuwa Once More”, JAOS 120/3: 445-448.

Sipahi, T. 2010a

“Eskiyapar Kazıları”, 1. Çorum Kazı ve Araştırmalar Sempozyumu, (Çorum 02 Ekim 2010), Çorum: 79-                                                                                              92.

2010b

“Erken Hitit Çağında Hüseyindede ve Çevresi”, XV. Türk Tarih Kongresi Bildirileri, Kongreye Sunulan                                                                                               Bildiriler, Eski Anadolu Uygarlıkları (Kapakta Aynen böyle yazmışlar), I. Cilt, Ankara: 87-96.

2010c

“Çorum’un Batısında Hitit’lere Ait Yeni yerleşimler”, I.Uluslararası Hititoloji Kongresi Bildirileri,                                                                                                        (Çorum 25-31Ağustos 2008) II. Cilt, Ankara: 725-736.

Sipahi, T. – T. Yıldırım  2010

“2008 yılı Çankırı Çorum İlleri Yüzey Araştırması”, 27. Araştırma Sonuçları Toplantısı, (Denizli 25-29                                                                                              Mayıs), 3. Cilt, Ankara: 447-460.

Temizer, R. 1949

“Kalınkaya Tümülüsü Kazısı”, Belleten XIII: 795-806.